Onlar Vatanı Böleceklerini Sanıyorlar Ama Bilmiyorlar Ki Biz Daha Çok Kenetleniyoruz!Çünkü Biz Türk Milletiyiz...




Google

« Önceki |

8/12/2009

İnsan Beyninin Gizli Güçleri


Beynin Gizli Güçleri

İnsan beyni dünyanın manyetik alanı ile sürekli etkileşim içinde. Mesela yoğun manyetik

alanlarının olduğu bölgelerde uyuyan bir kişi hayatında görmediği netlikte ve gerçeklikte

düşler-rüyalar görebiliyor. Hz Yakup gibi…

İnsan beyni manyetik alanlar ile sürekli etkileşim içerisindedir ve hepimiz yeryüzünün

manyetik alanı içerisinde hareket etmekteyiz. Bir pusulanın farklı yerlerde aynı yönü

göstermesi de yeryüzünün manyetik alanının varlığını göstermektedir. Yeryüzünün

manyetik alanı yer zemininden çıkıp gökyüzüne kadar devam etmektedir ve uzayda

dünyamızı çevrelemektedir.

Manyetik alanlarla etkileşime en güzel örneklerden birisi kuşların manyetik alanı

hissetmesidir. Örneğin bazı kuşlar göç ederken sadece güneş ve yıldızların konumuna

göre değil aynı zamanda manyetik alanın yönüne göre de göç ederler. Bilim adamlarının

yaptığı bazı deneylerde başının yan tarafına mıknatıs yerleştirilen bazı kuşların yollarını

şaşırdıkları gözlemlenmiştir. Çünkü mıknatıs farklı bir manyetik alan oluşturur ve kuşun

dünyadaki doğal manyetik alanı algılamasını zorlaştırır. Ayrıca uzay yolculuğu yapan

astronotların da uzun süre dünya manyetik alanından uzak kalmaları sonucunda bazı

fiziksel rahatsızlıklar yaşadıkları belirtilmektedir.

Manyetik alanların sadece şiddeti değil yönü de çok önemlidir. Yeryüzünün manyetik

alanı az önce belirttiğimiz gibi dikey bileşeniyle atmosfere kadar devam etmektedir.

Yapılan ölçümler bazı bölge veya şehirlerin manyetik alanlarının daha güçlü olduğunu

göstermektedir. Mesela maden yataklarının olduğu bölgeler veya bazı dağlar bu güçlü

bölgelere örnektir. Güçlü manyetik alanları tespit etmek için özel ölçüm cihazları

kullanmalısınız veya jeofizikçilerin daha önce farklı bölgelerde yaptıkları manyetik ölçümleri

incelemelisiniz. Ya da pusula türündeki aletlerin manyetik alandaki hareketlerine

bakarak tahmini fikir edinebilirsiniz fakat bu son yöntemle doğru ölçümlere ulaşmak

çok zordur. Manyetik alanların hangi bölgelerde daha yoğun olduğu hakkında hazırlanmış

"Manyetik Alan Haritaları" vardır ve ayrıca "Maden Tetkik ve Arama" Genel Müdürlüğü'nün

de hazırladığı haritalar bulunmaktadır.

Bazı bölgelerin yani mekânların beynimize ve ruhsal yapımıza daha güçlü tesirleri olduğuna

 dair dini metinlerde örnekler de vardır. Mesela Hz. Yakup bulunduğu yerden Haran'a

doğru yola çıkar ve güneş batıp gece olunca oradaki bir alanda uyur. Başını o yerdeki

 taşlardan birisine yaslar ve uyur yani başının altına taş koyar. Hz. Yakup uykuya dalınca

mucizevî rüyalar görmeye başlar fakat bunlar sıradan rüyalar değildirler. Hz. Yakup bu

bölgede uyurken rüyasında yeryüzü üzerine bir merdiven dikildiğini ve başının göklere

eriştiğini görmüştür ve onda meleklerin inip çıktığını görmüştür. Hz. Yakup uyandığında

bu bölgenin çok özel olduğunu ve buranın göklerin bir kapısı olduğunu söylemiştir.

Aslında uyku ve rüya konuları ruhsal boyuta geçiş ile çok yakından ilgilidir. Mesela bir

Kur'an ayetinde:

"Allah o canları öldükleri zaman alır; ölmeyenleri de uyuduklarında. Sonra haklarında

ölüm kararı verdiklerini alıkoyar, diğerlerini belirlenmiş bir süreye kadar salıverir.

Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için deliller vardır."(Zümer 42.ayet)

Gördüğünüz gibi ayette uykunun aynı zamanda ölüm hadisesi ile direkt bağlantılı olduğu vurgulanmaktadır. Dolayısıyla rüyalar sadece anlamsız görüntülerden ibaret değildir

ruh boyutuyla da yakından ilgilidir.

Manyetik alanların uyku esnasında beyinle etkileşimine dair ilginç örnekler de mevcuttur.

Mesela yoğun manyetik alanlarının olduğu bölgelerde uyuyan bir kişi hayatında görmediği

netlikte ve gerçeklikte düşler-rüyalar görebilir. Hatta günahlardan arınmış insanlar bu

rüyaları doğaüstü hallere kadar taşıyabilir.

Gerçekten de manyetik alanların fiziksel ve ruhsal yapımıza etkileri olup olmadığını

denemek isteyenler uyku esnasında başlarına yakın bir yerde mıknatıs bulundursunlar.

Çünkü mıknatısların da manyetik alanları vardır ve bu da beynimizi yakın mesafede etkiler.

Büyük bir mıknatıs bulmak biraz zor olabilir. Fakat müzik hoparlörlerinin içinde yani

teyplerde sesin geldiği kolonların içerisinde büyük mıknatıslar bulunur. Dolayısıyla uyku

esnasında herhangi bir hoparlörü de başınıza yakın tutarak bunu deneyebilirsiniz.

(Teyp veya hoparlörün elektriğe bağlı olmasına gerek yok kapalı olsun. Yani ses

gelmesine gerek yok teyp çalışmasın) Ayrıca mıknatısın yani hoparlörün başa göre

uzaklığı, yönü ve açısı da önemlidir (Sağ, sol, düz, ters, uzak, yakın v.s ) Farklı denemeler

 yaparak yani hoparlörün yönünü ve uzaklığını değiştirerek en uygun açıyı ve hoparlörün

yerini farklı uyku denemeleri yaparak belirleyin. Fakat bunu sürekli denemek sağlığa

zararlı olabilir o nedenle sadece birkaç defa deneme maksadıyla mıknatıs kullanabilirsiniz.

(7-8 defa mıknatıs kullanmanın da bir zararı olmaz)

Nitekim asıl önemli olan yer zemininin yani Doğal Manyetik alanın yoğun olduğu alanları

tespit edebilmenizdir. (Sağlık açısından mıknatısı sürekli kullanmayın) Başta da

değindiğimiz gibi doğal manyetik alanlar yer zemininden çıkıp atmosfere kadar devam

etmektedir yani uzaya kadar ulaşmaktadır. (Mıknatıs sadece deneme içindir fazla kullanmayınız zararlı olabilir)

Elektromanyetik alanlar manyetik alanlardan farklıdır. Mesela cep telefonlarından

elektromanyetik dalgalar yayılır ve sağlığa zararlı olup olmadığı halen tartışılmaktadır.

Fakat manyetik alanların (bizim başından beri bahsettiğimiz manyetik alanların) sağlığa

zararlı olduğuna dair bilimsel bir bulgu yoktur.(Bizim bahsettiğimiz manyetik alana statik

yani durgun manyetik alan da denilir) Mesela birçok hastanede MR dediğimiz Manyetik

Rezonans cihazları kullanılmaktadır ve bu cihazlarda çok güçlü manyetik alanlar

bulunmaktadır. Sağlığa zararlı olsaydı bu cihazlar günümüz hastanelerinde kullanılmazdı.

Fakat dediğimiz gibi diğeri yani elektromanyetik alanlar zararlı olabilir.

8/12/2009

Tarihin en büyük 10 komplo teorisi

Tarihin en büyük 10 komplo teorisi

 1- AIDS virüsü, 1974 yılında genetik mühendisler tarafından yaratıldı. Afrika'da başarılı bir

deneyde katil vir virüsle yaratıldığına inanılan AIDS'in CIA ve KGB tarafından dünyanın

nüfusunu azaltmak için yapıldığına inanılıyor.

 

2- Müslüman dünyasında popüler bir teori olarak başgösteren bir inanış Tsunami'nin

Hintliler tarafından nükleer deneyle, Asya'nın Müslüman ağırlıklı nüfusunun yok edilmek

istendiği de kuvvetli bir inanış.

 

3- 1977 yılında hayatını kaybeden Elvis Presley'in birçok hayranı onun ölümünün

uydurma bir haberden ibaret olduğuna inanıyor. Presley'in hayranları, O'nun gerçek

ölümünün 1990'lı yılların ortasında olduğuna inancını taşıyor.

 

4- Şüphesiz Prenses Diana'nın ölümü de, komplo teorilerinin vazgeçilmezlerinden.

Lady Di'nin, Dodi El Fayet'le ilişkisinin İngiltere'deki kraliyet ailesine tehdit oluşturduğu

savından yola çıkan sevenleri onun İngiliz gizli servisi MI6 tarafından öldürüldüğüne inanıyor.

 

5- Yaygın bir şehir efsanesi Paul McCartney'in 1966 yılında bir trafik kazasında öldüğünü

söylüyor. İddialara göre, Beatles'ın sekteye uğramaması için de bu ölüm gizlendi ve

yerine bir başkası kullanıldı.

 

6- Bazı iklim bilimcileri, küresel ısınmanın komplo olduğuna ve yüksek vergiler

getirebilmek için dünya nüfusunu yumuşatmak için çıkartılmış olduğuna inanıyor.

 

7- Komplo teorisyenleri dünyayı büyük bir savaşa sürükleyen Pearl Harbour baskınının

ABD Başkanı Roosevelt tarafından daha önceden bilinmesine karşın saklandığını

düşünüyor. ABD'nin savaşa girmesine karşı olan Avrupalıların, ABD'ye ihtiyaç

duyması için de saldırının bilinmesine rağmen önlem alınmadığına inanıyor.

 

8- Dan Brown'un Da Vinci Şifresi eserinden sonra ortaya çıkan bir görüşe göre, İsa,

Mary Magdalena ile evlendi ve bir çocuk sahibi oldu. Fransa'ya göç ettiği düşülülen

İsa'nın Sion manastırında yaşadığına inanılıyor.

 

9- 11 Eylül 2001 yılında tüm dünyada dengeleri değiştiren İkiz Kuleler saldırısının

ABD'nin sorumluluğu olduğuna inananların sayısı oldukça fazla. ABD hükümetinin

saldırıdan daha önce haberdar olduğunu düşünen komplo teorisyenleri, Ortadoğu'da

savaşların başlatılabilmesi için hiçbir önlem alınmadığına inanıyor. Birçok tanığın,

uçakların İkiz Kuleler'e çarpmadan önce patlama sesleri duyduğunu söylemeleri,

bu teoriyi birçok kişi için doğrular nitelikte.

 

10- İngiltere Başbakanı Harold Wilson'un Sovyetler Birliği ajanı olduğu söylentisi de

komplo teorisyenlerinin vazgeçilmezlerinden. İngiliz ordusunun kendisine karşı bir

darbe yapmak istediği ve Sterlin'in O'nun döneminde devalüasyona uğraması

KGB ajanlığının bir göstergesi olduğunu düşünenler için bir veri.

Kaynak :http://www.teknolojivebilim.com

8/12/2009

Geleceği Şimdiden görebilmek

Geleceği Şimdiden görebilmek

 Mayıs sonunda New York’ta düzenlenen Dünya Bilim

 Fuarı’na katılan konuşmacılardan biri de ünlü
mucit ve fütürist Ray Kurzweil’di. Onun Festival’deki

konuşması sırasında açıkladığı bazı gelecek
tahminleri şöyle:
• 10 yıl sonra, alacağınız bir ilaç
sayesinde kilo almadan istediğinizi
yiyebileceksiniz.
• Güneş enerjisi şu an için ekonomik
olmayabilir ama nanoteknolojideki
gelişmelerin artan hızı sayesinde 5 yıl içinde fosil

yakıtlar kadar ucuz olacak ve 20 yıl sonra bütün enerjimizi temiz kaynaklardan elde

edeceğiz.

• Yalnızca 15 yıl sonra ortalama yaşam uzunluğunuz yaşlandığınızdan daha hızlı artacak.

 2050’den önce de devrimsel bir insan-makine iç içeliği yaşanacak ve sürekli gelişen

yazılımlar sayesinde ölümsüzlüğe
giderek yaklaşılacak. Ray Kurzweil bir medyum ya da sıradan bir bilimkurgu fantezicisi
değil. Bilim dünyasında saygın bir yeri olan, güneş enerjisine ilişkin öngörüleri ABD

Ulusal Mühendislik
Akademisi tarafından yayınlanmış bir bilim insanı. Geleceğe yönelik öngörülerini İvmeli

Kazançlar Yasası
ile açıklayan Kurzweil, Bilim Festivali’nde bu yasayı çeşitli grafikler kullanarak anlattı.

Örnek olarak da
kendi geliştirdiği Kurzweil Okuma Aygıtı’nı verdi. Kurzweil 1976’da körler için herhangi
yazılı bir metni tarayan ve onu yüksek sesle okuyan bir aygıt yapmıştı. O zaman bu aygıt

yaklaşık bir çamaşır makinesi büyüklüğündeydi. Kurzweil’in ilk müşterisi de ünlü müzisyen

Steve Wonder’di. Kurzweil o dönemde bir de öngörüde bulunmuştu: Körler için herhangi

bir yerde her türlü metni okuyabilecek el büyüklüğünde bir elektronik aygıt 21. yüzyılın

başında piyasada olacaktır.
2002’de bu öngörüsünü biraz daha daralttı ve 2008 yılını işaret etti. İki ay önceki Dünya

Bilim Festivali’nde Kurzweil cebinden çıkardığı cep telefonu büyüklüğünde bir aygıtla
festival broşürünü çevresindekilere yüksek sesle dinleterek bu öngörüsünün

gerçekleştiğini gösterdi.
1980’li yılların sonunda, bir makinenin bir insanı satrançta yenebileceğini ve bunun

1998’de gerçekleşeceğini söyleyen Kurzweil o zaman yanılmıştı. Çünkü Deep Blue

(Derin Mavi) adlı bilgisayar, Kasparov’u 1997’de yenmişti. Ancak bir yıllık bir yanılgı da

hiç fena sayılmaz. Teknolojinin bazı yönlerinin kolaylıkla tahmin edilebilecek şekilde

gelişme gösterdiğini belirten Kurzweil, bilgisayarların hesaplama gücünün yüzyılın

başındaki elektromekanik makineler zamanında her üç yılda bir ikiye katlandığını,
yüzyılın ortalarında bu zamanın iki yıla indiğini ve bugünlerde de artık her yıl ikiye

katlandığını gösteren grafikler gösterdi. Kurzweil’in başka bazı grafikleri, patent sayısındaki,

 telefon kullanımındaki, eğitime harcanan paradaki katlanarak artan değişimi gösteriyordu.

 Bir başka grafikte de teknolojinin gelişimi taş devrinden günümüze kadar ortaya

koyuluyordu. Kurzweil şimdi de bilgi teknolojileri sayesinde başta biyoloji, tıp ve enerji

olmak üzere birçok alanda devrim yaşanacağını ileri sürüyor. Grafikleri, nanoteknoloji

konusunda üstel artış gösteren bir eğrinin daha başlarını yaşamakta olduğumuzu ortaya

koyuyor. Bu bilgilerin ışığında Kurzweil, 2020’li yıllarda insan beynine bilgisayar

parçalarının takılabileceğini ve insanlar kadar akıllı makinelerin yapılabileceğini öngörüyor.
Bu konuyu Kurzweil ile Festival’de tartışan nörobilimci Vilayanur S. Ramachandran

Kurzweil’e katılmıyor.
O, insan beyninin çok karmaşık bir yapıda olduğunu, düşünen, empatik bir makine

yapılabileceğini ama yapılan makinenin insan beyni gibi çalışmayacağını düşünüyor.

İnsanın evriminin rasgele olduğunu ve bu konuda tersine mühendislik yapmanın çok zor

olduğunu söylüyor.  Kurzweil, genelde benzer davranış gösteren gelişim grafiklerinin

ilk zamanlarındaki yavaşlığa ve çizgiselliğe aldanan bilim insanlarının umutsuzluğa

kapılabileceğini söylüyor. İnsan genomunun %1’lik bölümünü çözmenin yıllar aldığını,
ancak bundan sonraki her yılda bu oranın ikiye katlanarak, insan genomunun tamamını

çözmenin yalnızca yedi yıl daha alacağını da ekliyor. Kurzweil bu grafiklerine o kadar çok
güveniyor ki, 2029’da bir insanla sohbet edebilecek ve insan olmadığı anlaşılamayacak,

Turing testinden geçebilen bir makine yapılabileceği konusunda Lotus yazılımının

yaratıcısı Mitch Kapor ile 10.000 $’lık bir iddiaya bile girmiş.

Sinan Erdem

Pardus... Özgürlük İçin...